Fuat Böge
Farklı, orijinal, ilginç ve faydalı bakış açıları sunabilmek, iletişimdeki güçtür.

Hasret ve Vuslat

Hasret ile vuslatın buluştuğu nokta. Hasreti bilir misin sen ey yüreğim? Hani böyle parçası kalmayana kadar bir şeyi kıyarsın ya… İşte öyle bir şeyler kıyılır içinde. Aynı zamanda bir sızı yayılır, canına ciğerlerine, damarlarına, gönlüne ve bedenine. Bir bulut birikir, gizli bir diyarlarında. Bilemezsin, anlayamazsın, onun farkında bile olamazsın. Büyür, büyür, her bir zerrene yakıcı bir duman gibi dolar. Daralırsın, boğulursun. O bulut gezinir gezinir de içinde, bir türlü yağmurlar çözülüp de katreleşemez, çözülüp de düşemez toprağa, parça parça yarılıp dağılmış kurak topraklarına. Karanlıktasındır, bir türlü güneş doğmaz yüreğinin yaz iklimlerine. Neyin nerede olduğunu bilemeyecek kadar koyu bir karanlık! Görüyor olsan dahi, bir türlü gözlerinin göremediği son noktalar suslu ve pusludur, görmek istediğin cemali göremezsin, ay yüzlüne hasretsindir… Aydınlıklar sana karanlıktır… Bir yola çıkmışsındır. Şuurun erince bir bakarsın, yollar binleşir, çoğalır hangisine gireceğini şaşırırsın. Sevgiliye çıkan hangisi diye hayıflanırsın. Ne yapacağını şaşırır, biraz birine, biraz diğerine derken, bir sürü ıstıraplarla geri döner, esas başlangıç noktasını da kaybettiğin için şaşkın, sonu çıkmaz yollar arasında çaresiz öyle dolanırsın. Sokak sesleri yankılanır kulaklarında, yüreğinin duvarlarında. Girdaba düşersin. Seslenirsin Ferhat gibi Şirin’e. Sesin dağlarda yankılanır… Sular çalar vadilerin derinliklerinde, çakıl taşları sesine karışır. Çakıl taşları gibi sürüklenir berrak suların azizliğinde, her ses sana sevgilinin sesi olur… Kuşlar havalanır içinden. Aklının, ruhunun, kalbinin, her türlü ince hissiyatlarının semasında durmadan uçar, kanat çırparlar maviliğin derinliklerinde, gelinliğini giymiş beyaz bulutların içinde. Hiç bir dala konmadığı için, senin göğün ötesine bakmanı engellerler. Haber taşısınlar istersin kanatlarında sızlayan yüreğime… Yaşamak istiyorsun, hayatın sana sunduğu bütün güzellikleri tek tek tatmak istiyorsun, ama çok derin bir kuyuya düşmüşsün Yusuf misali, saraylardasın Züleyha timsali. Gardiyanlar nöbet tutuyor kapılarda, meşaleler aydınlatıyor karanlık koridorlarını, Canan’ın cemalini görmek için razıdır yüreğim bütün zindanların mahkumiyetine. Hasret böyle karmakarışık bir his yumağıdır işte. Hasret, hasret duyulan şeye göre büyür. Ve kavuşmak Ve buluşmak Ve vuslat, Çözmeye başlar yumağın sarmalını yüreğin. Bazen hasret duyulan şeye kavuşulduğunda, bunca ezici, boğucu sıkıntılarından kurtulduğunu düşünürsün bu kez de ayrılığın hasreti büyür. Istıraplarım sende diner, yanlışlarımı doğru olanlarımı sen gösterirsin. Yorulmuş, hırpalanmış varlığım, benliğim sana kavuşunca tazelenir. Yüreğim yeniden filiz verir. Senin katrelerin bana hayat olur. Hem hasrettir, hasretlerin en derini, en güzeli. Hem vuslattır, kavuşmaların en derini, en ferahlısı, en muhabbetlisi, en tatlısı. İşte hasret ile vuslatın buluştuğu en önemli noktadır sana kavuşmak, senle olmak, senle ulu çınarın gölgesinde çay içmek… İşte hararetle vuslatın buluştuğu nokta son nokta… Kalbinin ulu çınarının gölgesinde, yüreğinin meltem esintisinden yüreğimin özlemine kavuştuğu nokta…

Yorum Yok to “Hasret ve Vuslat”

Yorum bırakın