Fuat Böge
Farklı, orijinal, ilginç ve faydalı bakış açıları sunabilmek, iletişimdeki güçtür.

Nis
25

Yavaş ve ağırdan yaklaşıyor işte Kasım…
Yağmurlarla birlikte geliyorum diyor bağıra çağıra;sessiz çığlıklarımı duymadan ve görmeden yanağıma süzülen damlaları…
Hala inatla esiyor rüzgar; içimdeki fırtınayı fark etmiyor..
Belki de fark ediyor ama umursamıyor…
Onun tenime işlerken benim umursamadığım gibi sebepsiz…

Yine aylardan Kasım diye başlıyordu değil mi şarkı?
Hüzünlü bir ayrılığın ardından yazılmıştı ve ortak oluyordu bize, duygularımıza tercümanlık yapıyordu biz sessiz sedasız düşünürken ayrılacağı zamanı bedenlerimizin….

Ne komik…
O zaman sadece bedenlerimiz ayrılacak sanıyorduk ve odaklanmış bekliyorduk Kasım’ın gelmesini,yüreklerimiz titrek sarılmışken birbirine…

Tahmin edemiyorduk ruhlarımızın o zamana kadar çoktan kopabileceğini…Aklımıza getirmiyorduk bir gün gerçekten biteceğimizi…

Oysa Kasım çalmadan kapımızı, hüzün ansızın girdi açık unuttuğumuz pencere aralığından sessizce… Sebepsiz bir ayrılığın ardından dökülürken gözyaşlarım; camın buğusuna çizdiğimiz umutlar silindi hoyratça bir el tarafından…

En kötüsü ise canımken el olmandı sevdiğim…
Birlikte çizdiğimiz umutlarımızı umursamadan silişindi şüphesiz…
Kalbimi kazıyıp kanatmandı durup dururken belki de…
Ama ne olursa olsun gidişindi..
Beni yarım…
Beni sensiz, bırakışındı en dokunan kalbime…

Oysa aylardan Kasım olmamıştı daha…
Olamamıştı…

Yine de inadına yaşamaya çalışıyordu kazıdığın,kanattığın hatta ellerinle acımadan koparttığın yüreğim…
İnadına sevdanı saklıyordu bedenim ruhumda…
Ve inadına ellerinde de olsa, senin için atıyordu kalbim,acısı işlese de benliğime….
Liğme liğme yollara dökülse de bedenim..
İnadına…
Senin için sensizlikte atıyordu yüreğim…

Ve ben hala korkuyordum Kasım’ın gelmesinden…
Ve ben hala istemiyordum yaklaşmasını zamanın…
Korkuyordum…
Hala çok korkuyordum…

Sebepsiz değildi oysa korkularım…
Oysa hala yer yer isyanlardaydı yüreğim …

Evet ayrıydık belki seninle,evet yarım saatlik bir uzaklıktayken bana, gelemiyordum yanına…
Göremiyordum yüzünü belki ama aynı şehirde nefes almak bile yetiyordu ruhuma…
Geçtiğim yollardan senin geçebilme ihtimalin gülümsetiyordu yüzümü, yüreğimi ısıtıyordu gözlerini görebilme hayali…
Hani diyordum her seferinde; hala aynı yerlerden bakabilme ihtimalimiz var yıldızlara ve belki aynı yerde aynı dilekleri dileme şansımız, kim bilir?

Hala aynı şehirde nefes alabiliyorduk hiç yoktan ve ben bunu düşünerek daha güçlü yürüyordum Mevlana’nın dolaştığı sokaklarında şehrin…

Sebepsiz değildi korkularım …
Senin gidişinle yok olacaktı tüm ihtimaller ve şehirlerarası bir otobüsün buğulu camında bir hoşçakal ile noktalanacaktı her şey…

Aylardan Kasım olacaktı o otobüse bindiğinde..Bedenlerimiz tamamen ayrılacaktı gidişinle…

Şimdi hüzün her yanımı kaplamışken ve pencere camındaki buğu silinirken ben korkmaktayım Kasım’dan…
Gelecek ayrılıktan….
Sensizliğin içinde iyice sensiz kalmaktan korkmakta yüreğim çaresiz…

Ve Kasım, yağmurlarla birlikte geliyorum demekte bağıra çağıra; sessiz çığlıklarımı duymadan ve görmeden yanağıma süzülen damlaları…

Ve ruhlarımız çoktan ayrılmıştı…
Benim ruhum bakakalmıştı ardından sen çekip gittiğinde yanımdan…

Oysa aylardan Kasım gelmemişti bile daha ve o gelmeden veda etmişti gözlerimiz birbirine…
Korktuğumuz, korktuğum ay yaklaşmamıştı bile oysa, sen umursamadan yol alırken uzaklara…

Gidişini Kasım’a bağlamak en büyük aptallıktı o an anladım ben…

Ama inatla korkmaya devam ettim Kasım’dan…

Sebep yine aynı ve tekti…

Nis
14

1- Kendimi neşelendirmek istedigim zaman en iyi yolun baska birini neselendirmeye çalismak olduğunu ögrendim.

2 – Bir bebegin evlilik sorunlarini çözemeyecegini ögrendim.

3- Bir tartismayi tatliya baglamadan yataga gidilmemesi gerektigini ögrendim.

4- Isyerinde romantik iliskiler aranmamasi gerektigini ögrendim.

5- Insanin kendisinden daha sorunlu birisiyle evlenmemesi gerektigini ögrendim.

6- Çalistirdigimiz insanlara iyi davrandigimizda, onlarin da müsteriye iyi davrandiklarini ögrendim.

7- Bir toplantida zekâmi ya da sohbetimi göstermek konusunda tercih yapmak gerektiginde sohbeti seçmenin daha iyi olacagini öğrendim.

8- Insanlara iyi davranmanin hiçbir maliyeti olmadigini ögrendim.

9- Gerçekten yasamaya baslamak için emeklilik beklenirse, çok uzun bir süre beklenilmis olunacagini ögrendim

10-Iyi kalpli olmanin mükemmel olmaktan daha önemli oldugunu öğrendim.

11-Bir domuza ve bir çocuga istedikleri her seyi verirseniz sonuçta çok iyi bir domuzunuz ve çok kötü bir çocugunuz olacagini ögrendim.

12-Kimle evlenecegin kararinin hayatta verilen en önemli karar oldugunu ögrendim.

Nis
11

Konya’nın tarihi ve güzide mahallesi Sille’de Pazar kahvaltısı yapmanın keyfi bambaşkaydı. Anadolu Telekom’un çok değerli ve enerji dolu çalışanlarının bir kısmıyla yapmış olduğumuz kahvaltıda müthiş diyaloglar, espriler, kahkahalar Pazar gününün vazgeçilmez zevkine dönüştü. Hele Türk kahvesi içtikten sonra Esengül, Haşim ve İlkay’ın baktığı kahve falları sadece biz masadakileri değil, diğer masada kahvaltı yapanları da gülme krizine tuttu. Dışarıda yağan romantik nisan yağmuru, içeride yanmakta olan soba ve muhabbet, Sille’nin o eşsiz manzarası, tavuklar, köpekler beni bambaşka dünyalara götürdü. Radyodan çalan Mihriban Türküsü, içinde geçen o“lambada yanan alev üşüyor” mısrası, içerdeki otantik hava insana değişik bir Pazar yaşamanın, hayattan haz almanın ve mutlu olabilmek için aslında çok şey yapmaya gerek olmadığını bir kez daha ispat edercesine haykırıyordu.

Nis
11

Almanya’nın Mainz şehrinde oynamış olduğumuz tiyatro büyük bir ilgi uyandırmıştı.

Türkçeden Almanca’ya uyarlamış olduğumuz “Aus Deutschland kommt ein Engel zu uns”

adlı komedi tüm almanlar tarafından ilgiyle izlenmiş ve Belediye Başkanı, Eyalet Başkanı ve Eyalet

Kültür bakanı tarafından takdir edilmişti. Almanya’da Türklerinde ne yapabileceğini, kültürümüzü ve yaşayış tarzımızı

bu vesileyle Almanlara aktarmış ve çok gururlanmıştık.

Nis
10

Mevlana´nin Yedi Ögüdü

Die sieben Ratschläge von Mevlana

1. Cömertlik ve yardim etmede akarsu gibi ol.

Sei hilfreich und freigiebig wie ein Fluss.

2. Sefkat ve merhamette günes gibi ol.

Sei mitleidig und barmherzig wie die Sonne.

3. Baskalarinin kusurunu örtmede gece gibi ol.

Sei bedeckend wie die Nacht, beim Verschulden anderer Leute.

4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

Sei wie ein Toter bei Wucht und Nervosität.

5. Tevazu ve alcakgönüllülükte toprak gibi ol.

Sei bescheiden und schlicht wie die Erde.

6. Hosgörürlükte deniz gibi ol.

Sei nachsichtig wie das Meer.

7. Ya oldugun gibi görün, ya göründügün gibi ol.

Entweder sieh aus, wie du bist oder sei wie du aussiehst.

Nis
10

Çalışan İnsan Üstündür

Hayat, sadece soluk alıp vermek değildir.

Hayat, sürünün icinde farkini kimselerin farketmedigi biri gibi gecinip gitmek degildir.

Hayat, kendini var edebilmektir.

Hayat, kendinin de saygi duyacagin bir kendin yaratabilmektir.

Hayat, önce kendi gücüne güvenebilmektir.

Hayat, kendi kaderinin efendisi olmayi basarabilmektir.

Hayat, olabildigince özgürce secimler yapabilmektir.

Nis
10

Ölmeden Önce Yapman Gereken 5 Şey

1. Kendine karşı dürüst ol!

2. Hiçbir şeyden pişman olma!

3. Sevgi dolu ol!

4. Anı Yaşa!

5. Aldığından daha fazlasını ver!

Şub
21

 

 

Gülen personel yaratmadan gülen müşteri de yaratamazsınız…

 

 “FARKI YARATAN İNSANDIR”

Anadolu Telekom yeni açmış olduğu Call Center ile hizmetlerine son sürat devam etmektedir. Ocak ayından beri Konya’da hizmet vermeye başlayan Call Center ekibini 24 kişiye çıkararak aktif, dinamik ve heyecanlı bir ekip oluşturmuştur. Anadolu Telekom tüm faaliyetlerini aşkla ve şevkle yürütmekte olup çalışanlarına insan, müşterilerine misafir gözüyle bakarak bir dünya markası olmaya adaydır. Anadolu Telekom şunu çok iyi bilmektedir ki, gülen personel yaratmadan gülen müşteri de yaratamazsınız.

 

Dünyanın En Hızlı Aktivasyon Ekibi

 

Nur, Sevinç, Banu, Ayşe

Şub
21

Dünya devletleri şu son 20 yılda böyle bir kriz görmedi. Başta Amerika olmak üzere Avrupa ve Asya ülkelerini sarsan bu kriz ne kadar yapmacık ya da gerçekçi? Ne zaman bitecek ya da bitmeyecek? Sonuçları ne olacak?

Sonuç ne olursa olsun şu anda dünya halkları bu sıkıntıyı çok pahalı ödüyorlar. İnsanlar işsiz kalmamak adına ücretlerinin düşürülmesine ses çıkartamıyorlar. Yeter ki çalıştıkları yer kapanmasın. Bizzat Almanya’da Opel ve Mercedes’de yaşananlar bunun en bariz örnekleri. Geçtiğimiz günlerde Opel Almanya’daki tüm fabrikalarını kapatma kararı aldı, çünkü merkezi Amerika’da bulunan General Motors çok zor durumdaydı, Opel’in satılması bile gündeme geldi. Alman Devleti yardım etmek istedi fakat orda da devlete karşı şaibeli bir yaklaşımda bulundukları son anda tespit edilince Merkel Hükümeti yardım etmekten vazgeçti. Problem halen devam ediyor. Kapatılırsa on binlerce kişi işsiz kalacak. Hakeza Mercedes de bazı fabrikalarını kapatmak ve Çin’ e taşımak istedi ama işçiler büyük bir direniş gösterdi. Şimdilik ortalık yatışmış gözüküyor ama sonu hiç de parlak değil. Mercedes zaten genel merkezini Çin’e taşımış durumda. Çoğu modellerin üretimini de Çin’de yapıyor.

Mercedes dünyada bir Alman markası olarak bilinir fakat yeni adıyla DaimlerChrysler Firması çoktan Alman olmaktan çıkmış Amerikalı bir Yahudi şirketi olmuştur. Sadece Mercedes değil, artık büyük Firmalar, diğerlerini satın alarak daha da büyüyorlar. Örneğin Procter & Gamble, ThyssenKrupp gibi dev şirketler…

 Zaten Yeni Dünya Düzeni denilen şey gelecekte 20-30 kadar dev Firmanın dünya ekonomisinde ve yönetiminde söz sahibi olması demek değil mi? Artık politikacılar bu şirketlerin birer kuklaları olmaktan öteye geçemeyecek. Bu şirketlere hakim olanlar politikaya da hakim olacaklar. Sermaye söz sahibi olacak.

Dikkat ederseniz son zamanlarda Amerika ve Avrupa’daki büyük sermaye Çin’e kaymış durumda ve halen kaymaktadır. Yatırımlar Çin’e yapılmakta. Bu bilinçli bir şekilde ve sinsice yapılıyor. Böylelikle Amerika’nın da tıpkı SSCB yani eski Sovyetler Birliği gibi sonunun geldiği anlaşılıyor. Sovyetlerin yıkılmasından sonra tek süper güç olan Amerika, Obama ile sonunu hazırlıyor. Çünkü Amerika’daki lobiler bunun böyle olmasını istiyorlar. O lobiler ki gelecekte Çin Süper Gücünü yönetmek için kolları sıvamış durumdalar. Çünkü tahmin edemedikleri şey oldu. Demokrat partiden Obama’yı aday gösteren onlardı fakat asla kazanamaz gözüyle bakıyorlardı. Demokrat Partinin kazanmasını kesinlikle istemiyorlardı. Sonuç istemedikleri gibi oldu ve Obama seçimi kazandı. Çünkü Demokrat Parti de antisemitik düşünen gruplar çok fazla ve onlar İsrail’in Ortadoğu’daki plan ve projelerine karşı çıkmaktalar ve İsrail’in daha fazla kan dökmesini istemiyorlar.

Peki, bundan sonra ne olacak?

Tek olacak şu ki Süper güç Amerika yerine Süper güç Çin geçecek. Sahne değişecek, oyuncular değişecek, perdenin rengi değişecek fakat senaryo, senaristler ve Rejisörler yine aynı olacak. Amerika’ya karşı birleşen Avrupa Birliği bu kez de Çin’e karşı birlik olmak zorunda kalacak.

Türkiye açısından baktığımız zaman ise çok güzel şeyler olacak. Gerilemekte olan bir Avrupa ve Amerika.  Kalkınmakta ve gelişmekte olan bir Türkiye. Yaşlanan bir Avrupa ve genç bir Türkiye. Verimli toprakları, yer altı madenleri, jeopolitik konumuyla dünyanın gözü üstünde bir Türkiye. Şunu hiç abartmadan söyleyebilirim ki geçmiş yıllarda Avrupa’da Almanya nasıl bir konumdaysa, gelecekte de Türkiye bu konumda olacak. Ve 40 yıl önce göç alan Almanya gelecekte göç verecek. İnanın ki Almanya’dan Türkiye’ye çalışmak için Almanlar bile gelecek. Bu bir kâhinlik değil. Dünyadaki son 40-50 yıldaki gelişmelere bakın, bunu açıkça görürsünüz. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir, sadece zaman ve mekanlar değişir. Türkiye’de genç nüfus çok, yapılacak işler de çok fazla. Sadece işleri organize edecek, planlayacak bir sistem eksik. Bunu da başardığımız zaman bizi kimse tutamayacak. Bırakın Avrupa’yı dünya devi bile oluruz. Yeter ki çalışalım, azmedelim, yarının gençlerini iyi yetiştirelim. Bana ne demekten kurtulalım. Üzerimizdeki ataleti atalım. Bizler çalışkan bir milletin çalışkan evlatlarıyız. Fert fert bu işi başaracağız. Konfüçyüs’ün dediği gibi, “herkes kendi kapısının önünü süpürürse bütün mahalle pırıl pırıl olur.”

Ne mutlu çalışana, üretene, insanlara ve insanlığa faydası olana.

Sevgilerle.

02.01.2010