Fuat Böge
Farklı, orijinal, ilginç ve faydalı bakış açıları sunabilmek, iletişimdeki güçtür.

Eyl
26

Hasret ile vuslatın buluştuğu nokta. Hasreti bilir misin sen ey yüreğim? Hani böyle parçası kalmayana kadar bir şeyi kıyarsın ya… İşte öyle bir şeyler kıyılır içinde. Aynı zamanda bir sızı yayılır, canına ciğerlerine, damarlarına, gönlüne ve bedenine. Bir bulut birikir, gizli bir diyarlarında. Bilemezsin, anlayamazsın, onun farkında bile olamazsın. Büyür, büyür, her bir zerrene yakıcı bir duman gibi dolar. Daralırsın, boğulursun. O bulut gezinir gezinir de içinde, bir türlü yağmurlar çözülüp de katreleşemez, çözülüp de düşemez toprağa, parça parça yarılıp dağılmış kurak topraklarına. Karanlıktasındır, bir türlü güneş doğmaz yüreğinin yaz iklimlerine. Neyin nerede olduğunu bilemeyecek kadar koyu bir karanlık! Görüyor olsan dahi, bir türlü gözlerinin göremediği son noktalar suslu ve pusludur, görmek istediğin cemali göremezsin, ay yüzlüne hasretsindir… Aydınlıklar sana karanlıktır… Bir yola çıkmışsındır. Şuurun erince bir bakarsın, yollar binleşir, çoğalır hangisine gireceğini şaşırırsın. Sevgiliye çıkan hangisi diye hayıflanırsın. Ne yapacağını şaşırır, biraz birine, biraz diğerine derken, bir sürü ıstıraplarla geri döner, esas başlangıç noktasını da kaybettiğin için şaşkın, sonu çıkmaz yollar arasında çaresiz öyle dolanırsın. Sokak sesleri yankılanır kulaklarında, yüreğinin duvarlarında. Girdaba düşersin. Seslenirsin Ferhat gibi Şirin’e. Sesin dağlarda yankılanır… Sular çalar vadilerin derinliklerinde, çakıl taşları sesine karışır. Çakıl taşları gibi sürüklenir berrak suların azizliğinde, her ses sana sevgilinin sesi olur… Kuşlar havalanır içinden. Aklının, ruhunun, kalbinin, her türlü ince hissiyatlarının semasında durmadan uçar, kanat çırparlar maviliğin derinliklerinde, gelinliğini giymiş beyaz bulutların içinde. Hiç bir dala konmadığı için, senin göğün ötesine bakmanı engellerler. Haber taşısınlar istersin kanatlarında sızlayan yüreğime… Yaşamak istiyorsun, hayatın sana sunduğu bütün güzellikleri tek tek tatmak istiyorsun, ama çok derin bir kuyuya düşmüşsün Yusuf misali, saraylardasın Züleyha timsali. Gardiyanlar nöbet tutuyor kapılarda, meşaleler aydınlatıyor karanlık koridorlarını, Canan’ın cemalini görmek için razıdır yüreğim bütün zindanların mahkumiyetine. Hasret böyle karmakarışık bir his yumağıdır işte. Hasret, hasret duyulan şeye göre büyür. Ve kavuşmak Ve buluşmak Ve vuslat, Çözmeye başlar yumağın sarmalını yüreğin. Bazen hasret duyulan şeye kavuşulduğunda, bunca ezici, boğucu sıkıntılarından kurtulduğunu düşünürsün bu kez de ayrılığın hasreti büyür. Istıraplarım sende diner, yanlışlarımı doğru olanlarımı sen gösterirsin. Yorulmuş, hırpalanmış varlığım, benliğim sana kavuşunca tazelenir. Yüreğim yeniden filiz verir. Senin katrelerin bana hayat olur. Hem hasrettir, hasretlerin en derini, en güzeli. Hem vuslattır, kavuşmaların en derini, en ferahlısı, en muhabbetlisi, en tatlısı. İşte hasret ile vuslatın buluştuğu en önemli noktadır sana kavuşmak, senle olmak, senle ulu çınarın gölgesinde çay içmek… İşte hararetle vuslatın buluştuğu nokta son nokta… Kalbinin ulu çınarının gölgesinde, yüreğinin meltem esintisinden yüreğimin özlemine kavuştuğu nokta…

Eyl
23

“Yalnız aşkı vardır aşık olanın… Ve kaybetmek daha zor bulamamaktan…” Ne güzel söylemiş Cemal Süreyya. Yalnız aşkı vardır aşık olanın. Ee daha nesi olsun? Umutları vardır, heyecanı vardır, korkuları vardır, yüz kızarması vardır, pıt pıt atan kalbi vardır ama elinde avucunda tek aşkı vardır aslında. Sevdiğinin kokusu vardır burnunda, elleri vardır aklında, daha ne olsun ki… Birini kaybetmek bulamamaktan daha mı zor gerçekten? Galiba öyle. İnsan varlığını bilmediği bir şeyi kaybedince neden üzülsün ki. Tadını bilmediğin yemeği canın çeker mi? Aşk… Aşk nedir? Bir ben kaldım belki bunu irdelemeyen. Ben de biraz deşince, altından iki kırık kalp çıkıyor her seferinde. Mutlu son olan bir aşk yok, çünkü eni sonu “son” bu aşkların. Yaşarken doyamayacağınızı sandığınız o duygulara, bir gün gelipte uzaktan yabancı kalmış buluyorsanız kendinizi, bu aşkın acımasızlığını mı, asıl tadını mı gösterir? Ya da bir daha bulamayacağınızı düşündüğünüz bir an onun gözlerinde buluyorsanız kurtuluşu, bu da aşkın aslında kalp ile değil ruh ile bağlantılı olduğunu mu gösterir? Ve aşkların eskimesine şahit oldunuz mu siz hiç? Eskiyen aşklar, kenara atılmış oyuncaklar kadar mahzundur her zaman. Pili yok, kenarı kırık, ilk aldığınız günü anımsarsınız, pırıl pırıl paketiyle göz alıcıdır. Ama hiç hayalinizdeki gibi oynayamazsınız, ya trendir evde sürülmez, ya bebektir ağlar gülmez, ya bir ucu elinizde kalır kırılır, ya da keskin kenarı elinizi kanatır. Eni sonu eskiyen aşkı göz görür bir yere kaldırırsınız arada bakıp ağlamak için, sonra daha öteye, sonra daha öteye…

Peki ilk görüşte aşka inanır mısınız? Aşk’a değil ama tutkuya inanırım ben. Aşk sesini duyduğunda, aşk kokusunu içine çektiğinde, aşk yüzüne baktığında derin derin işlenir içine. Tutku ise bir anda gelir, deler geçer. Hangisi daha iyi ya da değil çözemedim. Ben aşk’ı, aşık olduğum kişiden daha çok sevenlerdenim. Ben aç yattığı gecelerde daha çok sevenlerdenim. Ama ben tükenenlerdenim de ayrıca. Siz tükenmek nedir bilir misiniz? “Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur, insan bir akşamüstü ansızın yorulur.” demişti ya Atilla İlhan, öyle yorucu olabiliyor bazen aşk. İnsan aşık olmaktan, aşkı kendince yanlış yaşamaktan, yıpratılmaktan, verdikçe alınmasından, umarsızca, bencilce hep alınmasından, ama “yeter emdiğim kanını, azcık da vermeli" denmemesinden… Yorulup kalıyor, tükeniyor işte. Aniden gelir yorgunluk, habersiz gelir. Sabrın sonu selamet olsun diye değil, o hep yanımda olsun diye sabredenlerdenim ben, ama sabrının sonu gözükmeyenlerden. Hem o kadar uçsuz bucaksız hem o kadar derin ve hem o kadar ani… Birden sığlaşan derin sular gibi. Bu en tehlikelisi belki. Nerede biteceğinin sinyali yok. Aşk’ta aslında sabırda yok, aşk’ta sabrın adı “ kaybetme korkusu”. Ben seversem çok sevenlerdenim, çok güvenenlerden. Ve çok ağlatılanlardan. Bu yüzden aşık olduğumu değil, aşk’ı seviyorum daha çok. O en azından aşk acısı var diyor, taa en baştan, bak yakarım diyor. Bile bile lades yapan sizsiniz. Aşk hep yalansız, dolansız… Sizce de öyle mi? Siz nasıl yaşıyorsunuz aşkı? Ya da vazmı geçtiniz çoktan? Kim ne derse desin, aşk tek taraflıdır bence. İki kişi aşık olur birbirine ama her iki taraf ayrı şekilde yaşar aşkı. Herkesin aşkı kendinde yaşanır. Kimse benim gibi yaşayamaz ki, kimse de onun gibi yaşamamı isteyemez ki. Aşk’ta kurallar, öyle olmalılar, tezahüratlar, aşk’ta şekiller, aşk’ta sonralar yoktur. Aşk bugün içindir. Bugün… İlerisi yoktur. Varsa da buna kimse karar veremez. Aşk her an tükenebilir de. Bu gerçekliğin farkında mı herkes? Tükenebilir hem de her an. Aşk’ta “geri çekil” ler yoktur, sokulmalar vardır. Ve varlığa değil, yokluğa aşık olursunuz. Aynen Yunus gibi, Mevlana gibi… O yokluğu bulduğunuzda o eski aşk kalmaz içiniz de…

Aşk’ın en yalın hali “acı”dır aslında. Hesaplar, kitaplar, korkular, yanlışlar yoktur, kim demişler, kim ne demişler yoktur, olamaz. Aşk bir şarkının radyoda çıktığındaki heyecanıdır yüreğinizde, aşk bir kazağa aşık olmaktır bazen kokusu var diye ayrıca koku aşkın başrol oyuncusudur bence, koklayarak seversin, burnunda ancak öyle tüter. Aşk o seviyor diye yiyemeyip boğazınıza takılan yemek, aşk uzun uzun tek başına oturup onu düşünebilmektir. Aşk birşeyleri sadece o mutlu olsun diye yapmaktır, aşk bin kişilik yeri iki kişilik görmek, yalnızca ikinizin anladığı bir dilde konuşmak, adınızı onun ağzından duyarken gözlerinizin parlamasıdır, aşk ışıkları söndürmek, sadece onu aydınlatmaktır. Son sözü çok sevdiğim bir şiir ile yapsam hoşunuza gider mi?

Cezmi Ersöz’den: “İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu… Birazdan sabah olacak… Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak… Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım… Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek… Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak… Aşkta yarın yoktur sevgili…”

Aşkı aşk bilip aşkça yaşayanlardan olmak için aşık olup, mutluluğun sevgi ve gizeminde aşkça yaşayan nice mutlu insanlar diyarına bir gönül kapısından girmek dileklerimle sevgiyle kalın…

Eyl
19

Bakmayı özledim saatlerce gözlerinin içine ay ışıltısı saçlarını özledim sen kokan kokunu her yanımda görmeyi özledim sesini duymayı bir tanem en içten şekilde bütünüyle seni her anını özledim hayatımın senle geçen günlerini özledim seninle beraber korkmayı özledim sensiz kalmaktan nefret dolu her yanından nefret ederken ölmeyi sonbahar kadar ılıman olmayı özledim sabahları erken kalkmayı özledim uyumayı ve rüyalar görmeyi özledim nokta koymayı uzayan ayrılıklara seni özledim girmeni özledim salına salına kapıdan bakışlarını işte sımsıcak gözyaşlarını özledim her an mutlu olmayı özledim kalem tutmasını ellerimin gelmeni işte kapıdan girmeni özledim boynuma sarılmanı seni öpmeyi özledim duymayı özledim çocuk seslerini kırlardaki çiçeği özledim yanımda oturmanı özledim kırlarda gül koparmanı özledim gölgenin bir diğer yarısını gel artık demek istiyorum sana gülümsüyorum bak bekliyorum seni gel artık. Dualarımsın ettiğim… Gel artık bitsin bu özlem…

Eyl
10

1917 yılında babası Koçzade Mustafa Rahmi Efendi ile Ankara’da ilk

kez bir bakkal dükkanı açan Vehbi Koç’un sermayesi sadece 120 lira idi.

Bugün ise milyarlarca doları bulmaktadır.

Arçelik, Bekoteknik, Bozkurt, Bürosan, Koçbank, Mesan, Otosan,

Otoyol, Simtel, Türk Demirdöküm ve daha birçok, market de dahil işletmelerin

kuruculuğunu yapmış olan Vehbi Koç, tanıştığı başarı yolunda

gitmek isteyen herkese hayatından örnekler vermiştir.

BAŞARILI OLMAK İSTEYEN HERKESE

VEHBİ KOÇ’TAN İNCİ GİBİ NASİHATLER

! Çok çalışacaksın, aklın fikrin işinde olacak.

! Sağlığına dikkat et. Eğlenmesini de bil ama israftan kaçın.

! Spor yap.

! Dürüst hareket ederek daima iyi tanın. Herkese güven ver.

! Hayatında rakiplerin olacaktır, onları takip etmeyi ihmal etme.

! Kültürlü olmaya çalış, mutlaka bir dil öğren, dünyayı takip et.

! Zamanı gelince mutlaka evlen, evliliğine sadakatli ol, edepli kal.

! Ülke sorunlarından uzak kalma.

! İyi eleman seç, iyi para ver. Çünkü kötü eleman sana daha pahalıya

mal olur.

! Politikanın içine girme.

! Mensup olduğun dine sahip ol, dinsiz olma.

! Hiç kimseyi küçük görme, dost kazan.

! Hedefini belirledikten sonra sabırlı ve cesur ol.

! Müşterilerinin ve insanların büyüğü küçüğü veya zengini yoksulu

olmaz; müşteri müşteridir, insan insandır. Ne pahasına olursa olusun

eşit davran.

Eyl
09

1. Gün: Özgüven kendini sevmektir

Özellikle kadınlar yapıları gereği eleştiriye, kıyaslamaya oldukça eğilimlidirler. Burada eleştirdiğimiz kendimiz, kıyasladığımız ise yine başkalarıyla kendimizdir. Eğer kendinizi ‘yeteri kadar’ zeki, ‘yeteri kadar’ güzel, ‘yeteri kadar’ zayıf, vs bulmuyorsanız kendinizi sürekli eleştiriyorsunuzdur. Bu şekilde yaptığınız tek şey kendi özgüveninizin gelişimine zarar vermektir. Bu nedenle ilk adımımız kendimizi tanımak ve sevmek adına olacak. İlk gün; kendinizle ilgili sevdiğiniz 10 özelliğinizi bir kağıda yazın ve sesli bir şekilde okuyun.

2. Gün: İyi görün, iyi hisset

Giydiğiniz kıyafetler, yaptığınız cilt bakımı ve makyajın, özgüveninizi ciddi oranda etkileyeceğini biliyor muydunuz? Özellikle aceleyle gideceğimiz bir yer olduğunda veya kendimizi kötü hissettiğimizde üzerimize başımıza özen göstermeyiz ya; işte bundan hemen vazgeçmeliyiz! Bunun için size ikinci gün önerim; dolabınıza bir gece ayırmanız ve ayıklamaya başlamanız. Eski püskü kazaklarınızı, artık üzerinize olmayan pantolonlarınızı, yırtılmış tişörtlerinizi acımayın, atın! Böylece -mecbur- özenli giyinmiş olacaksınız. Aynı zamanda güzel ayakkabılarınızdan makyaj malzemelerinize kadar güzelliğinize güzellik katacak her şeyi artık göz önünde bulundurun.

3. Gün: Hedeflerinizi not edin

Bazen “yapacağım” veya “yapabilirim”ler başarıyla sonuçlanmayabilir. Kendinize bir hedef koyduğunuzda mutlaka baskıcı bir etken de bulun yanında… İşte hedeflerinizi not etmek burada tahmin edebileceğinizden fazla bir motivasyon yaratıyor. Bu hedefinizi başardığınızda onu kağıt üzerinde görmek bile çok daha değerli kılıyor. O zaman bugün üçüncü gün; kağıdı kalemi alın ve bu haftanın sonuna kadar başarmayı hedeflediğiniz konuları yazın.

4. Gün: Risk alın

Ortada bir karışıklık veya sorun olduğunda bir anda evinize kapanıp her şeyden kaçmak mı istiyorsunuz? O zaman siz risk alamıyorsunuz ve bu durum da özgüven eksikliğinin başlıca nedenlerinden biri… Rutinleşmiş bazı alışkanlıklarımız aslında özgüvenimizi yitirmemize neden olabiliyor. Bu nedenle biraz cesaretlenip bilinmeyene, alışık olunmaya yönelmek; risk almak, tahmin edebileceğinizden daha fazla özgüven kazandırır insana. O yüzden dördüncü gününüzde; daha önce hiç yapmadığınız, hatta yapmaya korktuğunuz bir şeyi yapın! Risk alın!

5. Gün: Olmuyorsa

Beşinci güne geldiniz ve hala kendinizde istediğiniz özgüveni bulamıyorsanız; bırakın kendiniz olun. Unutmayın; bazen sizi rahatsız eden korkularınızı yenmenin en iyi yolu, onlarla yüzleşmek, durumu kabullenmektir.

Ağu
06

Tanrım!
Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek için,
Ve zayıfların alkışını ve sevgisini kazanmak için bana yardım et.
Eğer bana para verirsen, mutluluğumu alma,
Ve bana güçler verirsen, muhakeme yeteneğimi çıkarma.
Eğer başarı verirsen, alçakgönüllülüğü çıkarma,
Eğer bana alçakgönüllülük verirsen, saygınlığımı çıkarma.

Görünenin diğer yüzünü tanımama yardım et,
Benim düşüncelerime katılmıyorlar diye bana karşı onları hainlikle suçlayarak onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme.
Kendimi sever gibi diğerlerini sevmeyi
Ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi yargılamayı öğret bana.
Başarılı olduğum zaman, sarhoşluğuna izin verme,
Ne de başarısız olursam umutsuzluğa düşmeme.
Daha ziyade başarısızlığın, başarının önünde bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla.
Hoşgörünün güçlerin en büyüğü olduğunu ve intikam arzusunun zayıflığın ilk görünümü olduğunu öğret bana.
Eğer beni paradan yoksun bırakırsan, bana umut bırak.
Ve eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan,
Başarısızlığı yenebilmek için irade gücünü bırak bana.
Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfünü bırak.
Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme gücü ver bana.
Ve eğer insanlar bana zarar verirse,
Affetme ve merhamet gücü ver bana.

Tanrım… Eğer seni unutursam, sen beni unutma…

Tem
11

Günbatımında başlar özlemler. El ayak çekilmeye başlayınca bu yalancı kentten, kalırsın baş başa bir sen, bir yalnızlığın, birde özlemlerin… Günbatımında başlar özlemler. Ellerin üşümeye, hüznün artmaya başlar yoksa sevgilin yanında… En büyük özlem de en büyük hasret de onadır ya hani. Kendini hep yarım hep eksik hissedersin. Duvarlar üstüne üstüne gelir onun yokluğunda. İçtiğin bir fincan kahve bile senin gibidir biraz acı biraz kederli. Sonra bir şarkı tutturursun ya geliverir aklına. Söylersin ama o duymaz, istersin gelmez. Özlersin onu. Sonra bir bakmışsın iki damla yaş akmış yanaklarından ona doğru. Süzülürken yaşlar yanağından dudaklarına, öper de yollarsın o yaşları ona. Özlemişsindir. Baktın olmuyor, bulamıyorsun bir çare atarsın kendini yatağa uyuyup kurtulmak için bu özlem acısından…

Günbatımında başlar özlemler. Önceleri acı zannedersin ama, sonra anlarsın ki o senin sevginin ateşi, sevginde onun oksijeni. Ama bilemezsin ki her şey daha ağır daha acı olacaktır şimdi. Kapatırsın ışığı girersin yatağa… Bir de bakmışsın bedenin yalnız, bedenin buz gibi. Ararsın beklersin bir dokunuş, bir sarılış… Uyurken duymak istersin o sıcak nefesin verdiği huzuru ama, sende bilirsin ki sağın karanlık solun karanlık. Hani alışmıştır kulakların duymak ister „iyi geceler“ sözünü, küçücük masum bir öpücük istersin… Yalnızsın ne duyarsın ne hissedersin. Bir serseri mayınsındır artık… Özlem yüklü yüreğinde bir derin yara, beklersin uykuyu bir sağa bir sola dönüp. Dedim ya yalnızsın ne uykun gelir ne sızısı diner gönlünün. Uyumak için kapatırsın gözlerini gözünün önüne mutlu anlar gelir, gülümser sana. O tebessüm ettikçe senin yüzün asılır. Sonra haykırmak istersin içinden ama, olmaz. Sonra bir küfür sallarsın yalnızlığına bir isyan edersin özlemine. Kızıp durursun sonra uyuya kalırsın… Sabah kalktığında geceden kalma hüznün hala damarlarında dolaştığını hissedersin… Sonra iş güç derken uzaklaşıverir damarlarında dolaşan bu serseri hüzün… Rahatlarsın… Ama unutmuşsundur ki, gün batımında başlar özlemler…

Haz
27

Her sabah aynı güne uyanmak ne demektir, bilir misin sevgili? Ne zaman gönülden sevsem, kendini tekrar ediyor aşkın kaderi. Bu yüzden, bu aşkımın son yolculuğudur.
Birini sevmek, ömürden koca bir parça vermektir. Kendine saklayacağın, öğreneceğin, eğleneceğin vakti, başkasına hediye etmektir. Gün gelip geriye baktığında, boşa kaybedilmiş zamanların yasını tutmayı istemiyorum.

Ne zaman şöyle katıla katıla sevsem, birileri kırıp geçer kalbimi. Ardından küskün bir çocuk gibi kalırım. Elinden elma şekeri alınmış gibi.. Sonra çok ağlayınca yenisini getirir hayat, ben de yerimde zıplayarak dövünürüm, “bana ne eskisini istiyorum” diye.

Aynı şeyleri yaşamaktan yorgunum. Belki anlayamayacaksın ama aşkın yorgunluğu ağır oluyor. Bu yüzden son defa seveceğim. Bu son seferidir kalbimin. Yolculuklardan eskimiş bir gemi gibiyim, ha battım, ha batıyorum.

Şimdi seninle en baştan başlamak istiyorum. Hiç kırılmadığım, üzülmediğim, heyecanlı ve mutlu zamanlara dönerek, son bir şans vermek istiyorum sana, bana, aşka…

Sen de gidersen eğer, içimi acıtan yaralar bırakarak; vazgeçeceğim. Sevmenin ve sevilmenin, o sihirli dünyasına olan umudumu yitireceğim. Üstelik gidecek yerim de olmayacak, kendimden başka!

Bunları bilmelisin sevgili, bilerek girmelisin benimle yaşam yolculuğuna. Bir parça gönül eğlencesi istiyorsan, biraz zaman geçirmek ve başka denizlerde yüzmeye gitmeyi düşünüyorsan; şimdi git! Sonra geç olacak.

Gitmek isteyeni kimse tutamaz, bilirim. O yüzden kimseye “kal” demedim. Bir kalp gitmeyi aklına koymuşsa, yanımda dursa ne fayda… Bitişler yaralamıyor beni, ayrılış biçimleri acıtıyor. Kimse ömürlük gelmez elbette, istisnaları saymazsak ama giderken de akılda tebessüm bırakacak kadar düzgün gitmeyi bilmeli insan.

Bir kahvenin kırk yıl hatırı varsa, bir aşkın hatırı kaç ömür ediyor? Ayrılık mutlaka ki güzel değildir ancak gitmenin de adabını bilmeli. Şöyle yüreklice geçip karşıma, “gitme vaktidir” diyecek kadar erkekçe davranmayı bileceksen, şimdi gelebilirsin. Arkamdan vurmadan, ihanet etmeden, kalp kırmadan, dostça gitmeyi biliyorsan; al kalbim senindir.

Ben sonrasında elbette üzülürüm. İki damla gözyaşı da, onca yaşanmışlığın hakkıdır üstelik. Yeter ki, bir sevgi gözyaşı dökmeye değer olsun. Ayrılığın o buruk acısını da çekmelidir yürek, yoksa büyüyemez…
İşin özü sevgili, gitmeyi biliyorsan gel… Ben ancak o zaman sana “adam” derim…

Haz
23

Bir çığır açma zamanı bugün!…

Özlemlere yelken açma zamanı bugün!…

Geçmişe veda geleceğe koşma zamanı bugün!…

Yaşanmışlara son verip özlemlere yelken açma zamanı bugün!…

Yıkılmış gururu okşama, virane gönülleri sevme, mutluluğa erdirme zamanı bugün!…

Açılabildikçe açılma ufuklara,

Uçsuz bucaksız deryalarda kaybolma zamanı bugün!…

Yeni sevgilere kucak açma, gerçekten seni seveni bağrına basma zamanı bugün!… Koşabildiğince koşacaksın ileriye,

Tüm engelleri aradan kaldırıp,

Mutluluklara, sevdiğinle erme vakti bugün!…

Uzaklarda seni bekleyen gül güzeline varma,

Onu doya doya sarma, mis kokusundan koklama,

Hasretlere son verme zamanı bugün!…

Aşkını, sevgini, yürek evini, dostluklara verme zamanı bugün!…

Gariplere yardım etme, varlıkların özlerine inme,

Doyumsuz ne varsa, hepsine doyma zamanı bugün!…

Bitirme, hatırlamama, geçmiş adına ne varsa özgürce sınırlarını aşma,

Cennet bahçesine sevdiceğinle varma zamanı bugün!…

Tüm fırtınaları dindirme, çirkeflikleri, acıları silme, gönüllere sevgileri katma,

Tutkularımıza ve arzularımıza yelken açabilme günü bugün!…

Haz
06

Kimsiniz? Ne kadar, nerede, ne zaman kendinizi kaybettiniz veya buldunuz? Yeni bir sabah, doğan güneş, yeni umutlara kucak açmışken siz nerede, ne yapıyorsunuz? Yeni umuda koşuyor musunuz, sımsıkı sarılıp onun rüzgârında dans mı ediyorsunuz yoksa kucak açan umutların kanatlarını mı kırıyorsunuz? Olası hayallerinizi kim, niçin çaldı? Nerede kaybettiniz güven duygunuzu? Ve aynada gördüğünüz yüz kimin? Hangi hayalleriniz ulaşılamayacak kadar uzaktır size? Gerçekten uzak olan hayalleriniz mi, siz mi uzaksınız o hayallere? Pozitif hayatın frekanslarını mı bulamadınız? Negatif limanlara demirlediğiniz hayal ve güven duygunuz ne zaman yeni kıtalar keşfetmek için demir alacak, yelken açacak pozitif sulara doğru? Ne zaman? N e zaman bugün de yaşıyorum diye gülümsediniz? Ne zaman gözlerinizde parlayan bir yıldız misafir oldu? Karamsarlığınıza bir kibrit çakacak kadar cesaretiniz kalmadı mı? Kalmadı mı sizin içinizde büyüttüğünüz bir umut? Olmadı mı hiç, bir uçurumdan düşerken size el uzatan? Nasıl görmek istiyorsanız öyledir hayat! Ya attığınız adımlar sizindir, ya yürüdüğünüz yol! Adımlar sizinse yönünü değiştirmek kolaydır. Ama yol iseniz, yolun güzergâhı bellidir! Mutluluk; satılmaz, alınmaz! Güven; gökten yağmur gibi yağıp sizi ıslatmaz! Mutluluk içinizde bir yerlerde, belki hiç kullanmadığınız bir odada saklıdır. Bulmazsan, aramazsan, o sana gelmez! Güven ise kendi içinizde büyütebileceğiniz çok narin bir çiçektir! Kimi insan vardır, her rüzgâra kapılır, kimi insan vardır her rüzgârın önünde dimdik ayaktadır. İdeal insan ise rüzgârı kendi yönüne çevirmesini bilendir! Bir şeyleri ispat etmek istiyorsanız, önce kendinizden başlayın. Hayat size gülmese de siz hayata gülümseyin. Anlık mutluluk ve anlık gülümseyişler peşinde koşmayı bırakın. Unutmayın ki gerçek ve kalıcı gülümseme, gerçek mutluluk zorluklardan sonra gelendir! Bazen başarı ayrıntılarda saklıdır. ‘Ben de yapabilirim’ demek bir ayrıntıdır! Sürekli virgüller koyarak tek düze yaşamaktansa nokta koyup yeni başlangıçlara adım atmak gereklidir. Aşacağınız engelin büyüklüğü, ona bakışınıza bağlıdır. Ürkek gözlerle baktığınız sürece engel aşılmaz olacaktır. Güvenli, cesur baktığınızda ise engelin ayaklarınızın altında kalacağını göreceksiniz! Şimdi bir söz verin kendinize! ‘Engelleri ben de aşarım’ diye. Ve bir iyilik yapın kendinize! ‘Kendinize Güvenin, Cesur Olun’ Bir kelebeğin kanadında takılı kalmasın umudun, mutluluğun, cesaretin, hayallerin, özlemin ve sevgin. Limitsiz gülümse ve sonsuz ol…